
Bir ilişkide yoğun özlem, kıskançlık ya da ayrı kalamama her zaman güçlü sevginin göstergesi değildir. Bazen sevgi sandığımız şey; yalnız kalma korkusu, alışkanlık, onay ihtiyacı veya kaybetme kaygısıyla iç içe geçebilir. Erich Fromm, Sevme Sanatı’nda dikkati “sevilecek doğru kişiyi bulmak”tan “sevebilme kapasitesini geliştirmeye” çevirir. Ona göre sevgi, başımıza gelen romantik bir olaydan çok öğrenilen ve sürdürülen bir etkinliktir.
Güncel ilişki araştırmaları da benzer bir yöne işaret eder: ilişki kalitesi yalnızca duygunun şiddetiyle değil; partnerin anlaşılmış, önemsenmiş ve kabul edilmiş hissetmesi, stresle birlikte başa çıkabilme, özerkliğe saygı ve çatışma sonrasında onarım kurabilme gibi süreçlerle ilişkilidir. Bu nedenle asıl soru “Beni seviyor mu?” kadar, “Bu sevgi ilişkide nasıl yaşanıyor?” olmalıdır.
Etik bir not: “Toksik ilişki” klinik bir tanı değildir. Bu ifade bazen karmaşık bir ilişkiyi tek kelimeyle mahkûm etmeye veya uzaktan bir kişiye kişilik bozukluğu atfetmeye dönüşebilir. Daha güvenilir yaklaşım; kişiyi etiketlemek yerine gözlenebilir davranışları, tekrar eden örüntüyü, güç dengesini ve etkilerini değerlendirmektir.
Fromm, olgun sevginin dört bileşenini ilgi, sorumluluk, saygı ve bilgi olarak açıklar. Bu kavramlar, bugünün ilişki diliyle yeniden okunduğunda sağlıklı sevgi için güçlü bir çerçeve sunar.
İlgi, partnerin yaşamına müdahale etmek değil; onun iyilik hâline, ihtiyaçlarına ve gelişimine canlı bir dikkat göstermektir. Sevgi sözle ifade edilebilir fakat yalnızca sözde kaldığında ilişkiyi beslemeyebilir. Zor zamanda yanında olmak, günlük yükü paylaşmak, dikkatle dinlemek ve partnerin sınırlarını gözetmek ilginin davranışsal biçimleridir.
Sağlıklı sorumluluk, diğer yetişkinin yaşamını üstlenmek değildir. Kendi davranışının ilişki üzerindeki etkisini fark etmek, verilen sözü izlemek, hata yapıldığında savunmaya kaçmadan payını kabul etmek ve gerekli değişimi sürdürmektir. “Bunu senin iyiliğin için yapıyorum” diyerek telefon kontrol etmek, arkadaşlardan uzaklaştırmak veya kararları tek başına almak sorumluluk değil, kontrol davranışıdır.
Fromm için saygı, korku ya da boyun eğme değildir; diğer kişinin kendi bireyselliği içinde gelişmesini istemektir. Sağlıklı ilişkide “biz” duygusu, iki ayrı “ben”i yok etmez. Partnerlerin arkadaşlıkları, görüşleri, bedensel sınırları, özel alanları ve ilişkiyi sürdürüp sürdürmeme iradeleri vardır. Rıza bir defalık izin değil; özgürce verilebilen, geri çekilebilen ve baskıdan uzak olması gereken devamlı bir süreçtir.
Sevmek, karşımızdakini zihnimizdeki role uydurmak değil, onu merakla tanımaya devam etmektir. “Ben senin ne hissettiğini biliyorum” demek yerine sormak; söylenenleri hemen düzeltmeye çalışmadan dinlemek; partnerin geçmişi, hassasiyetleri ve değişen ihtiyaçları hakkında öğrenmeye açık olmak bu bilginin parçasıdır. Araştırmalarda “algılanan partner duyarlılığı”, kişinin partneri tarafından anlaşıldığını, önemsendiğini ve kabul gördüğünü hissetmesi olarak ele alınır ve iyi oluş ile yakınlık süreçleriyle ilişkilidir.
132 çalışmayı bir araya getiren bir meta-analiz, bağlanma kaygısı ve kaçınmasının ilişki doyumuyla olumsuz ilişkili olduğunu; etkinin kişinin kendi doyumunda partnerin doyumuna göre daha güçlü olduğunu bildirmiştir. Ancak bağlanma örüntüsü bir tanı ya da değişmez kimlik değildir. “Kaygılı bağlanıyorum, o hâlde toksik biriyim” sonucu bilimsel değildir. Güvenli iletişim deneyimleri, farkındalık ve psikoterapiyle bu örüntüler üzerinde çalışılabilir.
Partnerin bizi anladığını, önemsediğini ve duygumuza uygun karşılık verdiğini hissetmek ilişki yakınlığının temel süreçlerinden biridir. Farklı kültürlerde yapılan çalışmalar algılanan partner duyarlılığını iyi oluşla ilişkilendirirken, ileriye dönük araştırmalar bu duyarlılığın şefkatli temas gibi yakınlık davranışlarını da öngörebildiğini göstermiştir. Buradaki kritik nokta “her isteğe evet demek” değil; duyguyu görüp saygılı ve dürüst bir yanıt verebilmektir.
Çiftlerin stres karşısında birbirini desteklemesi ve ortak başa çıkma yolları geliştirmesi “ikili başa çıkma” olarak adlandırılır. Meta-analitik bulgular, özellikle partnerden ve birlikte yürütülen başa çıkmadan algılanan desteğin ilişki doyumuyla güçlü biçimde ilişkili olduğunu gösterir. Sağlıklı sevgi, bütün yükü eşit saniyelerle bölüşmekten çok; yükü görünür kılmak, kapasiteyi konuşmak ve adaleti birlikte yeniden kurmaktır.
Israr etme–geri çekilme döngüsü çoğu çift için yıpratıcı olabilir; fakat uzunlamasına araştırmalar, davranışların anlamının ekonomik ve sosyal koşullara göre değişebildiğini de göstermiştir. Bu bulgu etik açıdan önemlidir: “Doğru iletişim kurarsanız bütün sorunlar çözülür” demek, yoksulluk, bakım yükü, hastalık ve güvensiz çalışma koşulları gibi gerçek baskıları görünmez kılabilir. İletişim becerileri bağlamdan koparılmamalıdır.
Güvenlik: Duygunuzu, fikrinizi veya “hayır”ınızı söylediğinizde cezalandırılmaktan korkmazsınız.
Karşılıklılık: Bakım, merak ve emek tek bir kişinin kalıcı görevi hâline gelmez.
Özerklik: Yakınlık; arkadaşlıkları, kişisel hedefleri, bedeni ve özel alanı kontrol etme hakkı vermez.
Sorumluluk: Özür, yalnızca gerilimi bitiren bir söz değil; davranış değişikliği ve telafiyle tamamlanan bir süreçtir.
Merak: Partnerler birbirini “tamamen çözülmüş” saymaz; değişen ihtiyaçları konuşmaya devam eder.
Çatışma kapasitesi: Amaç karşı tarafı yenmek değil, sorunu anlamak ve mümkünse birlikte çözmektir.
Sınır ve rıza: Duygusal, dijital, finansal ve cinsel sınırlar küçümsenmez.
Onarım: Kırılma sonrasında dinleme, sorumluluk alma, telafi ve tekrarını önleme adımları vardır.
Hayır. Sağlıklı ilişkilerde de kıskançlık, yanlış anlaşılma, kaçınma, öfke ve kırgınlık yaşanabilir. Fromm’un da vurguladığı gibi çatışmasızlık sevginin kanıtı değildir. Ayırt edici olan, çatışmanın varlığı kadar nasıl yürütüldüğü ve sonrasında ne olduğudur. Bir davranışı değerlendirmek için şu altı mercek daha işlevseldir:
Güç: İki kişi de konuşabiliyor mu, yoksa bir taraf kuralları ve sonuçları tek başına mı belirliyor?
Korku: İtiraz etmek, sınır koymak veya ayrılmak tehdit hissi yaratıyor mu?
Etki: Davranış özsaygıyı, sosyal çevreyi, ekonomik özgürlüğü veya ruhsal ya da bedensel sağlığı aşındırıyor mu?
Sorumluluk: Zarar veren kişi payını kabul ediyor mu, yoksa inkâr ediyor, küçümsüyor ve suçu size mi yüklüyor?
Onarım: Özürden sonra somut ve kalıcı değişim var mı?
Dünya Sağlık Örgütü yakın partner şiddetini; fiziksel saldırı ve cinsel zorlamanın yanında psikolojik kötüye kullanım ve kontrol edici davranışları da kapsayacak biçimde tanımlar. CDC de psikolojik saldırganlığı, partneri zihinsel veya duygusal olarak incitmek ya da onun üzerinde kontrol kurmak amacıyla kullanılan sözel veya sözel olmayan iletişim olarak ele alır.
Aşağılama, tehdit, takip, telefon ve konum denetimi, arkadaşlardan veya aileden yalıtma, para kullanımını kısıtlama, cinselliğe zorlama, ayrılığı engelleme ve kişiyi sürekli korku içinde tutma davranışları özellikle ciddiye alınmalıdır. Bunların bulunduğu bir ilişkide sorunu “iki taraf da daha iyi iletişim kursun” diye çerçevelemek, güç eşitsizliğini görünmez kılabilir ve zarar gören kişiyi de sorumlu hissettirebilir.
Çift terapisi araştırmaları da ilişki içi şiddetin tek tip olmadığını ve ayrıntılı güvenlik değerlendirmesi gerektiğini vurgular. Özellikle bir partnerin korkutma, güç ve kontrol amacıyla şiddet kullandığı zorlayıcı kontrol örüntüsünde ortak seanslar önerilmez; önce güvenlik, bireysel ve travma bilgili destek ile uzman değerlendirmesi gerekir. Bazı dikkatle seçilmiş, zorlayıcı kontrol içermeyen durumsal şiddet vakalarında farklı müdahaleler düşünülebilse de bu karar sıradan ilişki tavsiyesiyle değil, bu alanda yetkin bir profesyonelin değerlendirmesiyle verilmelidir.
Güvenlik önceliği: Kendinizi tehdit altında hissediyorsanız partnerinizi yüzleştirmek veya ilişkiyi aniden sonlandırmak her durumda en güvenli ilk adım olmayabilir. Güvendiğiniz kişilerle ve şiddet alanında çalışan yerel profesyonel desteklerle, mümkünse güvenli bir cihaz üzerinden kişisel bir güvenlik planı oluşturun. Acil tehlikede bulunduğunuz yerdeki acil yardım birimlerine başvurun.
Bu ilişkide kendim olabiliyor muyum, yoksa kabul görmek için sürekli küçülüyor muyum?
Sınır koyduğumda karşılığında merak ve müzakere mi, ceza ve tehdit mi görüyorum?
Hatalar konuşulabildiğinde iki taraf da sorumluluk alıyor mu?
Sevgi sözcükleri ile günlük davranışlar birbiriyle uyumlu mu?
İlişki sosyal bağlarımı ve gelişimimi destekliyor mu, daraltıyor mu?
Zor zamanlarda sorun “sen–ben” savaşına mı, “biz bu sorunla nasıl başa çıkarız?” yaklaşımına mı dönüşüyor?
Aynı incitici döngü özür–barışma–tekrar biçiminde sürüyor mu?
Bu sorular tek başına tanı veya kesin karar aracı değildir. Ama duygunun yoğunluğundan davranışın niteliğine geçmenizi sağlayabilir. Bir ilişkiyi anlamak bazen “kalmalı mıyım, gitmeli miyim?” sorusunu hemen yanıtlamaktan önce, yaşananı doğru adlandırmayı gerektirir.
Fromm’un sevginin disiplin, yoğunlaşma ve sabır gerektirdiği düşüncesi kolayca yanlış anlaşılabilir. Sabır, zarar verici davranışı sınırsızca tolere etmek değildir. Emek, tek kişinin ilişkiyi kurtarmak için kendinden vazgeçmesi değildir. Sorumluluk, diğer yetişkinin seçimlerinin sonuçlarını üstlenmek değildir. Sağlıklı sevgi iki kişinin de özne kaldığı, özgürlüğün yakınlığa tehdit değil temel olduğu bir ilişkidir.
Sevginin olgunluğu, “Seni kaybetmemek için her şeye razıyım” cümlesinde değil; “Seni önemsiyorum, kendimi de önemsiyorum ve ikimizin onurunu koruyan bir ilişki kurmaya çalışıyorum” tutumunda görünür. Duygu ilişkiyi başlatabilir; onu güvenli ve besleyici kılan ise tekrar tekrar seçilen davranışlardır.
Tekrarlayan çatışmalar, bağlanma kaygısı, kıskançlık, sınır koyma güçlüğü, yakınlıktan kaçınma veya karar verememe günlük işlevselliği belirgin biçimde etkiliyorsa bireysel psikoterapi yararlı olabilir. Her iki taraf da özgürce katılıyor, güvenlik sorunu bulunmuyor ve sorumluluk almaya açıksa çift terapisi de ilişki örüntülerini anlamaya yardımcı olabilir. Şiddet veya zorlayıcı kontrol şüphesinde ise önce ayrı ve güvenli değerlendirme yapılmalıdır.
Bilgilendirme: Bu yazı genel psikoeğitim amacı taşır; kişiye özel değerlendirme, tanı veya psikoterapi yerine geçmez. Bir davranışın anlamı, ilişkinin bağlamı ve güvenlik koşulları birlikte değerlendirilmelidir.
Hazırlayan: Psk. Ömer Balaban